29 Mayıs 2012 Salı

Urfa, nasıl betimlenmeli... Nüfus hareketleriyle yer değiştiren, kitlesel devinimle boşalan ve yeniden dolan kentlerde kişilik kırılmasından daha fazla şeyler olur.



Urfa nasıl yazılmalı?
Kentleri sırasıyla yazıyorum son haftalarda.
Bursa, İzmir, İzmit, Diyarbakır ve şimdi Urfa.
Bir kent nasıl olursa kent olur ve o nasıl yazılmalı?
Her kent, kişi/birey gibi kendisine  bir  kimlik alır.
Kimlik kartı ve kişilik karizması atbaşı yanyana koşarlar.
Ne yapılırsa yapılsın bazan kişilik olmaz kimlik olsa da. 
Kentler içinde yaşayan insanlara benzerler.

Nüfus hareketleriyle yer değiştiren, kitlesel devinimle boşalan ve yeniden dolan kentlerde kişilik kırılmasından daha fazla şeyler olur. 
Bu kırılma, yeni gelenlerle bir süre sonra benzeşmeye dönüşür. İnsanlar kentleri kendilerine benzetirler. 
Örneğin boş bir eve gelen yeni kiracı, eski kiracı farkları kullanım eğilimlerine göre o evi değişime uğratır.
Kimliksiz kentler olmaz da kişiliksiz kentler olur.
Urfa tüm bu açıklamaların dışında karizmatik kişiliğini arkaik evrelerde onaylatmış kentlerimizden birisidir.

Fırat’a yakınlığı da ona ağırbaşlı bir kişilik verir.

Başka bir şey daha var. 

Yenileşme, modernite adı altında gelen şeyler var.  

Salt çağ değişim algısı değil, dargörüşle gelen algıda, arkaik kent örgüsü tümüyle yokedilebilir.
Modernitenin, teknolojinin bir yanıyla getirdiği tekdüzelik, kentlerdeki karizmatik kişiliği silmektedir.

Değerli İzleyici,

Şimdi yazarımız Urfa’ya ilk gelmiş bir kişi gibi size kent kapısını açacak ve sizi buyur edecek. Urfa'ya hiç gelmeyen biri, nasıl olur kapı açar, demeyin. Bu, yaşamının yarısını yollara vermiş gezginin felsefesidir.

Bir kente mi geldiniz? İlk işiniz o kentin yüreğine ulaşın. Sonrası gelir.

Diyelim ki, Diyarbakır Kitap Fuarı’na (22 – 27) katıldınız, sona eren etkinliğin ardılı gün Urfa’ya otobüsle vardınız.

Diyarbakır, Urfa arası iki üç saatlik yolu altı saatte yorucu bir serüvenle gelmeniz, burada söz konusu olmayacak.

Otobüs terminalinden, kente yolcu taşıyan araçlar sizi Büyükkent Belediyesi önünde bıraktı. 

Şimdi burası, Atatürk Bulvarı’dır. Kentin yüreğidir de.

Hemen karşıda  Belediye Sarayı ileride Harran Oteli var.  Geçin orayı.

Aşağıya, Yusufa Paşa Camisi’ne doğru yürüyün.

Sağda bütçenize uygun bitişik iki otel daha var, boş oda yok.

Hemen bir kebap çarşısı ve bitiminde İpek Otel duruyor.

Kırk yıl önce de bu otelde kaldınız. Onılarınız kolay çıkıverdi ortaya.

Sevinçle yürüdünüz ve merdivenlerde oturan bir bey kalktı ve dedi ki: ‘otel onarımda.’ Nasıl, üzüldünüz mü?

Yılmayın ve ilerleyin Sarayönü Caddesi’ne girin.

Su meydanı ile Yusuf Paşa Camisi arasında, daracık ‘Beyaz Sokak’ var, oraya girin. Beyzade Konukevi gözünüze çarpacaktır. 

Dört yanı kapalı, orta genişlikte bir hayatla çerçevelenen zemin katta kiler, tandırlık gibi bölümleri ile yüz yıl öncesine bağlanan eski Urfa evlerinden birisinde olduğunuzu anlayacaksınız.
Yapının güneyinde ikinci katta, yazlık eyvana açılan odalardan birisini aldınız.
Bundan sonra işiniz daha da kolay. Balıklı Göl’e koşmak ister bir haliniz de var. Bundan olacak görsellikler hep gölü veriyor burada da.

Bundan sonrası dut ağaçlarının bulvarlara serdiği dut yemişlerinin üstüne basarak yürüyeceksiniz.

Sarayönü Caddesi’ne çıkın hemen ve Divanyolu Caddesini de dümdüz geçin.

Haşimiye Meydanı ve Hüseyniye Çarşılarına kadar yürüyün.
Hemen sağda baharatçılarla renklenen bir ara geçit var.
Dalın oraya ve Balıklı Göl Yanı Göl Caddesi sizi alacaktır içine.
 
Düz gidin ve işte efsanelerle kutsanan balıklar ve sırlı göl ve karşıda gizini içine gömen Urfa Kalesi sizi beklemektedir.
Şimdi de başa dönerek, bir kent nasıl betimlenir, konusunu yeniden düşünün. 

Göle yem atarak adak tutan insanları gözleyin.
Dilerseniz balıklara ve göle bakarak sonlu dünyada sonsuzluk düşü görün...

Sevgi ve içtenlik...

Tekin SonMez,  29 Mayıs 2012, Urfa, Edesssa.