28 Ocak 2011 Cuma

Adana, Osmaniye, Kozan, İnce Memed romanının memleketi.. kent ve insan olay sarmalında bir roman konusu, ilk asker cerrah hanım Sayın Üner Erden...

Sağ köşede bir fotoğraf var. Kıvırcık dalgalı saçlarıyla omzunun üzerinden bakıyor.

Size baktığını sanacaksınız! Değil çok uzaklara, ötelere bakıyor.

Geleceğe bakıyor daha doğrusu ve geleceğin ne olduğunu biliyormuş gibi gülümseyerek üstelik.

Bir kahin okumuş geleceğini de, öyle özgüvenle duruşunu izliyorsunuz.

Fotoğraf canlanıp konuşuyor.

Diyor ki; ‘Bizim çocukluğumuz çok mutlu geçti’.

Onun gülümseyişini şimdi daha iyi anlıyorsunuz.

Çocukluğu mutlu geçmiş. Olağan bir durum!

Pekçok insan çocukluğum mutlu geçti diyebilir, diye düşünmeyi sürdürüyorsunuz.

Fotoğrafa bakıyorsunuz bir daha.

O, o köşede gülümsemeyi sürdürüyor ve bir öykü anlatıyor sessizce.

Diyor ki; ‘Biz dokuz kardeşiz, ablam abim babamın ilk hanımından, yedisi annemden olan en büyük çocuğu benim.’

İşte şimdi durum şaşırtıcı! Olağanüstü bir durum var. Dokuz kardeş!

Şaşkınlığınızı gizlemekte zorlanıyorsunuz! Nasıl, nasıl.. nasıl oldu diye şaşırarak soruyorsunuz!

O, o köşede gülümsemeyi sürdürüyor ve diyor ki; ‘‘Bizim çocukluğumuz çok mutlu geçti ve kardeşlerimi de ben getirdim İstanbul’a....’

Yolcuları toplayıcı, taşıyıcı lokomotif gibi.. öz, üvey demeden dokuz kardeş hepsini Adana'dan mı, nereden, diye bir soru kıpırdıyor kafanızda.

O, bu düşünceleri işitmiş gibi, o köşedeki fotoğrafla ince ince nüktelerle yaşama neşeli bir pencereden bakar gibi gülümseyerek yanıt veriyor.

Diyor ki; ‘Adana, Osmaniye’den ilk Kozan, ben Kozan’ı çok iyi bilirim orda doğmuşum ama altı yaşında Osmaniye’ye geldik. İlkokulu orda okudum.’

Beyin fırtınası gibi bir şimşek çakıyor; ‘Hımm’ diyorsunuz, ‘İnce Memed romanının geçtiği yerler...

O bunları işitmiş gibi, orada, o köşeden gülümseyerek sesleniyor sanki...

Diyor ki; 'Evet.. evet, İnce Memed’i de bilirim. Evet, İnce Memed! O romanlara konu olan...

'Yakalandığı zaman, bizim evin önünden götürdüler. Aaa ama zayıf, naif, böyle bir adamdı yani.’

Değerli İzleyici,

Bir tarih canlanmış da konuşuyor o gülümseyen fotoğrafta. Sayın Üner Erden konuğumuz.

Sağ köşedeki fotoğraftan bize gülümseyerek yanıt veren kişi cerrah doktor Üner Hanım. Evet!

Ankara Cebeci, Askeri Tıbbiye.. eğitim yılları...

İkisi kendisinden büyük, diğerleri küçük sekiz kardeşi var.

Ver elini İstanbul, diyerek onları getiren onları orada okutan abla, kardeş, aile büyüğü, her şey işte O.

Yaşamını kardeşlerine ve ailesine adayan Üner Hanım’ın yaşamı bir roman. Bir değil fazlası var!

Kendilerine yaptığımız kısa bir ziyaret sırasında öyle ilginç anılara ince nüktelerle el salladı ki şaştım'

Bunlarda bir değil birkaç roman konusu da çıkabilir inanın. Okullarda hep birincilik almış...

Türkiye’nin ilk subay doktorlarından Üner Hanım. Genç ve güzel bir cerrah, fırtına gibi... Daha ne olsun!

Hasteheneler, öteki hekimler arasında adı; 'Pembe topuklu' olsun! Olsun mu?

Gülerek anlatıyor, hep o köşeden bakarak; 'Bana pembe topuk derlerdi,' diyor. 'Genceciktim aralarında. Hepsi yaşlı.. yani güzelmişim...

'Topukta nasır yokmuş, hah ha.. öyle yani.' Genç cerrah gittiği her yerde bu gençlik ve güzellik ateşiyle başarılı bir operatör olarak da sükse yapmış.

(Sürecek)

Sevgi, içtenlik...

Tekin Sonmez, 28 Ocak 2011, Stockholm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder